Bir insanın hayatını mahveden şey ne olabilir? Başına gelenler mi, yoksa yıllar boyunca o yaşadıklarıyla ne yaptığı mı? Unabomber filmini izlerken bunu düşündüm. Sonra ekranda bir kitap belirdi: Moby Dick. İlk bakışta küçük bir ayrıntı gibi görünüyordu ama filmin anlattığı öfkeyle kitapta anlatılan intikam birbirine dokunuyordu.
Filmi izlemeyenler için önce hikâyeyi anlatayım. Ted Kaczynski, matematikte çok yetenekli bir çocuk. Henüz 16 yaşındayken Harvard’a giriyor. Orada psikolog Henry Murray’nin yürüttüğü deneylere katılıyor. Filmde Ted, fikirlerinin tartışılacağını sanıyor; bunun yerine kişisel saldırılarla karşılaşıyor. Güvendiği insanların anlattıklarını ona karşı kullandığını düşündüğünde, hem onlara hem de dünyaya duyduğu öfke büyüyor.
Film bir yandan bu gençliği gösterirken bir yandan da yıllar sonrasına gidiyor. Ted artık FBI’ın aradığı Unabomber: Üniversitelere, havayollarıyla ilişkili yerlere ve başka hedeflere yönelttiği bombalı saldırılarla tanınan bir adam. Teknolojiye ve sanayi toplumuna karşı düşünceleri var. Ama bu düşüncelerini savunmakla kalmıyor; insanlara zarar vermeyi seçiyor.
Gerçek olay da ağır. Kaczynski 1978’den başlayarak yıllarca bombalı saldırılar düzenledi. Üç kişi öldü, çok sayıda insan yaralandı. Uzun bir metinle düşüncelerini kamuoyuna duyurduğunda, kardeşi David yazıdaki fikirleri ve ifadeleri tanıdı. Şüphelerini yetkililerle paylaşmasının ardından Ted, 1996’da Montana’daki kulübesinde yakalandı.
Peki Ted neden böyle birine dönüştü? Film, cevabı büyük ölçüde Harvard yıllarında arıyor. Gerçekten de Kaczynski, Murray’nin deneylerine katılmış. Bu deneyimlerin onu incitmiş ya da öfkesini beslemiş olması mümkün. Fakat filmin gösterdiği yakın ilişkilerin ve son hesaplaşmanın yaşandığına dair kanıt yok. Deneylerin, yıllar sonra işlediği suçları doğrudan yarattığını da söyleyemeyiz. Bir insanın yaşadığı kötü bir deneyimin izlerini merak edebiliriz; yine de öldürdüğü insanların sorumluluğunu o deneyin üzerine bırakamayız.
Bu film bana psikoloji alanında çalışan yetişkinlerin taşıdığı sorumluluğu da düşündürdü. Ted henüz çok gençken, karşısındaki insanların ne yaptığını anlayacak ve kendini koruyacak konumda olduğunu varsaymak kolay. Oysa bir genç, güvendiği bir öğretmenin ya da araştırmacının karşısında kendini savunamayabilir. Çocuklarımızın ve gençlerin katıldığı çalışmalarda ne yaşadığını bilmek, anlattıklarını ciddiye almak, onları inciten uygulamaları sorgulamak bu yüzden önemli. Psikoloji insanlara yardım edebilir; onu uygulayanların sınırları da tam bu nedenle önem taşır.
İşte ekranda gördüğüm Moby Dick burada aklıma takıldı.
Herman Melville’in romanında hikâyeyi İsmail anlatır. İntikam peşinde koşan kişi ise geminin kaptanı Ahab’dır. Beyaz balina Moby Dick, Ahab’ın bacağını koparmıştır. Ahab yeniden denize açılır ve balinayı bulmayı hayatının tek amacı hâline getirir. Gemide onunla birlikte başka insanlar da vardır; onların evleri, sevdikleri ve dönmek istedikleri hayatları vardır. Ama kaptanın gözü artık bunları görmez. Bütün gemi onun öfkesinin peşinden sürüklenir.
Ahab’ın bacağını kaybetmiş olması değişmez. Öfkesi de anlaşılır. Asıl mesele, o öfkenin bundan sonra ne kadar yer kaplayacağıdır. Roman boyunca Ahab, balinaya yaklaşırken kendi hayatından ve yanındakilerin hayatından uzaklaşır. İntikam almak için çıktığı yolculukta kaybettikleri, başta uğradığı kayıptan çok daha büyüktür.
Filmdeki Ted’i Ahab’la bir tutmak istemem. Ahab bir roman kahramanı; Kaczynski’nin saldırılarında ise gerçek insanlar öldü. Üstelik Ted’in dünyaya ve teknolojiye yönelttiği öfkeyi yalnızca bir kişiden intikam alma isteğiyle açıklayamayız. Yine de ikisini yan yana düşündüğümde aynı tehlikeyi görüyorum: İnsan, karşısına koyduğu düşmanla o kadar meşgul olabilir ki yaşayabileceği başka her şeyi gözden çıkarır.
Bunun çok daha küçük bir hâlini kendi hayatımızda da tanıyabiliriz. Bize haksızlık eden birinin sözünü günlerce düşünürüz. Vermediğimiz cevabı zihnimizde tekrar tekrar veririz. Bir gün onun da bizim hissettiğimizi hissetmesini isteriz. Bu sırada o kişi hayatımızda hiç olmadığı kadar yer kaplamaya başlar.
Elbette haksızlığa sessiz kalmak zorunda değiliz. Hakkımızı ararız, sınır koyarız, gerekiyorsa uzaklaşırız. Ama bütün günlerimizi bize kötülük yaptığını düşündüğümüz birinin etrafında kurarsak, hayatımızın yönünü de ona bırakmış oluruz.
Birinin yaptığı kötülüğün yanına kalmasını istemeyiz. Gerektiğinde hakkımızı arar, hesap vermesi için elimizden geleni yaparız. Ama onun cezasını kendi ömrümüzü tüketerek vermeye çalışmayalım. Bazı insanların yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmesi zaman alabilir; bizim hayatımız o günü beklerken durmak zorunda değil.
Oysa daha gideceğimiz yerler var. Yapacağımız işler, merak ettiğimiz konular, sevdiğimiz insanlar, hayallerimiz, hedeflerimiz var. Birinin yaptığı kötülük bunları elimizden almasın. Ben filmin ardından en çok bunu düşündüm: Başkasının açtığı yarayla ilgilenirken kendi hayatımızı yaşamayı ertelemeyelim. Gerçekten dolu dolu yaşayabileceğimiz bir hayatımız var.
| # | Наименование новости | Тональность | Информативность | Дата публикации |
|---|---|---|---|---|
| 1 | Hayatın Koşturmacasında Kendimize Ne Zaman Sıra Gelecek? | 0 | 8.52 | 10-10-2026 |
| 2 | Her Şeyi Erteleyerek Nereye Varıyoruz? | 0 | 7.66 | 14-10-2026 |
| 3 | Haftanın Kitapları | 0 | 10 | 19-09-2026 |
| 4 | Yapay Zekâ Hayatımızı Kolaylaştırırken Ne Çalıyor? | 0 | 7.9 | 12-10-2026 |
| 5 | Erbak Ailesi'nin tutku dolu, ilham verici hikayesi.. | 0 | 10.5 | 30-09-2026 |
| 6 | Sürgünden sonsuzluğa Victor Hugo | 0 | 9.18 | 22-03-2026 |
| 7 | Freud'un Kişilik Analizine Göre Senin Derdinin Dermanı Kim? | 0 | 8.45 | 31-07-2026 |
| 8 | Mental Olarak Ne Kadar Normalsin? | 0 | 9.44 | 03-08-2026 |
| 9 | Bir osmanlının defteri | 0 | 8.79 | 19-04-2026 |